23 Aralık 2011 Cuma

ermeni yalakası ülkeler


Ermeni tezleri 20 ülkede kabul gördü

Türkiye'deki 1915 olaylarına dair Ermeni tezleri, 1965'ten bu yana 20 parlamentoda kabul gördü. 



Bugüne kadar 20 parlamentodan Ermeni çevrelerinin 1915 olaylarına ilişkin iddiaları paralelinde karar çıktı. Bu iddialar genellikle 24 Nisan öncesine ya da hedef ülkedeki kritik seçim dönemlerinde gündeme getiriliyor. Ermeni lobisinin rahat çalışma imkanı bulduğu ülkelerin başında ise ABD ve Fransa geliyor.
Ermeni iddiaları paralelinde çıkarılan ve sayısı 20'yi bulan parlamento kararları şunlar:
Uruguay (1965)
Kıbrıs Rum Yönetimi (1982)
Avrupa Parlamentosu (1987)
Arjantin (1993)
Rusya Federasyonu (1995)
Kanada (1996)
Yunanistan (1996)
Lübnan (1997)
Belçika (1998)
Fransa (2001)
İsveç (2000)
İtalya (2000)
İsviçre (2003)
Slovakya (2004)
Hollanda (2004)
Polonya (2005)
Almanya (2005)
Venezuela (2005)
Litvanya (2005)
Şili (2007)
ÜLKE ÜLKE 1915 İDDİALARI 
Bu ülkelerdeki kararlara ilişkin geliş süreçlerinin birbirine benzer ya da paralel olduğu gözleniyor. Ermeni iddialarına paralel kararlar alan ülke parlamentolarının sayısı 20, ancak Ermenilerin çabaları bu ülkelerle sınırlı değil. Ermeni lobisi birçok ülkede benzer faaliyetler yürütüyor. Bu konunun en çok gündeme geldiği ülke ABD ve birçok eyaletinde bu yönde karar var.
Ama federal yasama organı Kongre'de bu tezler şimdiye kadar kabul görmedi. Bunun dünya kamuoyunda yaratacağı etki büyük olacağı için Ermeni lobisi federal hükümet için çok çaba harcıyor.
Parlamentolarından Ermeni iddiaları paralelinde karar çıkan ülkelerdeki zamanlamaya bakıldığında iki temel zaman dilimi ön plana çıkıyor:
24 NİSAN ÖNCESİ: Ermeni çevreleri iddialarına konu olayların başlangıç tarihi olarak ortaya atılan 24 Nisan öncesi bu girişimler hız kazanıyor. Ermeni lobisi faaliyetlerini Mart ayında başlatıyor ve Nisan ortasında yoğunlaştırıyor. Bu yoğun lobi faaliyeti aynı zamanda Türkiye'nin de tepkisini artırdığı dönem oluyor. Sonuçta ya konu gündemden düşüyor ya da Nisan ayı sonrasına sarkan bir sürece giriyor.
-Ülkelerdeki seçimler: İkinci zaman dilimi ise hedef ülkede "kritik" seçim sürecinin yaşandığı bir dönem. Hedef ülkedeki seçim sürecinde bir oy bile önemli ise Ermeni lobisi baskısını artırıyor.
Ermeni karar tasarılarının kabul edilmesi süreci 1965'de Uruguay parlamentosuyla başladı. Uruguay Senatosu 20 Nisan 1965'te kabul ettiği yasa ile 24 Nisan'ı "Ermeni Şehitlerini Anma Günü" ilan etti. Uruguay Senatosu, 18 Mart 2000 tarihinde de 24 Nisan'ı "1915’te katledilenlerin anısına Ermeni Şehitleri Anma Günü" ilan eden yasa tasarısını onayladı. 1 Kasım 2000'de Temsilciler Meclisi'nde görüşülmeye başlayan tasarı 10 Mart 2004'te kabul edildi. Uruguay Temsilciler Meclisi, ayrıca 3 Mayıs 2005 tarihinde Ermeni iddiaları konusunda bir bildiri kabul etti. Bu bildiride, 24 Nisan'ın BM tarafından "her türlü soykırımın ifşa edilmesi ve reddedilmesi günü" ilan edilmesi ve bunun için Uruguay Dışişleri Bakanlığı'nın BM'de girişimde bulunması istendi.
Kıbrıs Rum Yönetimi Parlamentosu 29 Nisan 1982'de Ermeni iddialarını tanıyan bir karar aldı. Kararda, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile ilinti kurulmaya çalışıldı.
AB'DEKİ SÜREÇ 
Avrupa Birliği'nin Ermeni iddialarına ilgisi 1987 yılına kadar uzanıyor. Türkiye'nin AB'ye tam üyelik başvurusunda bulunmasından üç ay sonra 18 Haziran 1987'de Avrupa Parlamentosu, "Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü" başlıklı bir tavsiye kararı aldı. Kararda 1915-1917 dönemindeki olaylar 1948 BM Sözleşmesi'ne göre "soykırım" olarak adlandırıldı ve Türkiye'nin 1915 olaylarını bu çerçevede tanımamasının AB'ye tam üyelik yolunda engel olduğu görüşüne yer verildi. Avrupa Parlamentosu da 15 Kasım 2000'de, "AB'ye tam üyelik yolunda Türkiye tarafından atılan adımlar" konulu raporun ilişiğindeki karar tasarısını Strasbourg'da Genel Kurulda oylayarak kabul etti. Ermeni çevrelerinin iddialarını karara sokmayı hedefleyen bir değişiklik önergesi az farkla kabul gördü. Türkiye, Ermeni iddialarının raporda yer almasını protesto etti. Avrupa Parlamentosu'nun 28 Şubat 2002'de kabul ettiği kararda ise 1987 yılındaki karara atıf yapılarak, "Türkiye'ye uzlaşma temeli oluşturması" çağrısında bulunuldu. Avrupa Parlamentosu'nun 28 Eylül 2005 tarihli bir başka kararında da "Türkiye'ye Ermeni iddialarını tanıma çağrısı" yapıldı ve "bu tanımanın Avrupa Birliği'ne girişin ön şartı olduğu" ifadesine yer verildi.
ARJANTİN 
Arjantin Senatosu'nun 5 Mayıs 1993 tarihinde aldığı kararda, Ermeni çevrelerinin 1915 olaylarına ilişkin iddiaları paralelinde tanım ve ifadelerle dayanışma vurgusu yapılarak, Yukarı Karabağ Ermenilerine ilişkin endişeler dile getirildi. Arjantin Senatosu'nun 22 Nisan 1998 tarihinde kabul ettiği açıklamada ise "Senatonun soykırımın her şeklini kınadığı" ifade edilerek, Ermeni iddiaları paralelinde ifadeler kullanıldı ve Ermeni halkıyla dayanışma vurgusu yapıldı. Arjantin Senatosu'nun 20 Ağustos 2003 tarihinde kabul ettiği açıklamada da 1915 olaylarının 88. yılında üzüntü dile getirildi ve Ermeni çevrelerinin iddialarına destek verildi. Arjantin Senatosunun 14 Nisan 2004, 20 Nisan 2005 ve 19 Nisan 2006'daki açıklamalarında da Ermeni tezlerine verilen destek yinelendi. Arjantin Parlamentosu 15 Ocak 2007'de yürürlüğe giren ve 24 Nisan'ı "Tolerans ve Halklar Arasında Saygı Günü" ilan eden bir yasayı da kabul etti. Yasayla Ermeni kökenli Arjantinli devlet memuru ve öğrencilere 24 Nisan'da anma etkinliklerine katılma izni verildi ve bu kişiler o gün izinli sayıldı.
RUSYA 
Rusya Federasyonu Federal Konseyi Devlet Duması (Temsilciler Meclisi) 14 Nisan 1995'de kabul ettiği kararda, Ermeni iddialarına konu edilen olaylar kınadı ve "24 Nisan Soykırım Kurbanlarını Anma Günü" olarak ilan etti. Rusya Federasyonu Federal Konseyi Devlet Duması'nın 22 Nisan 2005 tarihli açıklamasında da Ermeni iddiaları paralelinde değerlendirmelerde bulunuldu.
KANADA 
Kanada Parlamentosu Avam Kamarası 23 Nisan 1996 tarihinde aldığı kararda 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına değinerek, her yılın 20-27 Nisan haftasını "bir halkın diğer bir halka karşı uyguladığı insanlık dışı davranışı anma haftası" olarak kabul edildiğini duyurdu. Kanada Parlamentosu'nun Senato kanadında 13 Haziran 2002 tarihinde "Ermeni Soykırımının Tanınması ve Anılması" başlıklı bir önerge kabul edildi. Kanada Avam Kamarası'nın 21 Nisan 2004 tarihinde kabul ettiği kararda da 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları paralelinde ifadelere yer verilerek, yaşananlar "insanlığa karşı suç" olarak nitelendirildi.
YUNANİSTAN 
Yunanistan Parlamentosu ise 25 Nisan 1996 tarihinde çıkardığı bir kanunla 24 Nisan'ı "Ermeni soykırımını anma günü" ilan etti.
LÜBNAN 
Lübnan Temsilciler Meclisi'nin 3 Nisan 1997 tarihli kararında Ermeni çevrelerinin ifadelerine yer verildi ve 24 Nisan "Anma günü" ilan edildi. Lübnan Temsilciler Meclisi 11 Mayıs 2000 tarihinde kabul ettiği kararda Ermeni çevrelerinin iddialarına atıf yapıldı. Kararda, 1915 olayları kınanarak, Ermenilerin talepleriyle dayanışma vurgusu yapıldı.
BELÇİKA
Belçika Senatosu 26 Mart 1998 tarihinde "Türkiye'de Yaşayan Ermenilerin 1915 Soykırımına İlişkin Karar"ı aldı. Kararda, Ermeni çevrelerinin idialarına ilişkin çeşitli değerlendirmelere yer verilerek, Türkiye'ye de bunu kabul etmesi çağrısı yapıldı.
İSVEÇ
İsveç Parlamentosu Dışişleri Komisyonunca hazırlanan ve Parlamentonun 29 Mart 2000 tarihli oturumunda kabul edilen İnsan Hakları Raporu'nun Türkiye ile ilgili bölümünde Ermeni çevrelerinin iddialarına da yer verildi. Kararda 1915 olayları Ermeni tezleri paralelinde değerlendirildi. İsveç Parlamentosu 11 Mart 2010 tarihinde kabul ettiği bir metinle de Ermeni iddialarını Asuri, Süryani, Keldani ve Pontus Rumlarını da içine alacak şekilde genişletti.
FRANSA 
Fransa Senatosu 7 Kasım 2000 tarihinde "acil görüşme" yöntemi ile gündeme getirilerek ele alınan "Fransa 1915 yılında Ermenilere karşı soykırım uygulandığını alenen kabul eder" ifadesinden oluşan yasayı kabul etti. Bu yasa Fransa Ulusal Meclisi'nin 18 Ocak 2001 tarihli oturumuna katılan 50 kadar parlamenterin oybirliğiyle kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Chirac yasayı 29 Ocak 2001 tarihinde onayladı.
DİĞER BİLDİRİ VE KARARLAR 
İtalya Temsilciler Meclisi'nin 16 Kasım 2000'de kabul ettiği kararla Avrupa Parlamentosu'nun 15 Kasım 2000 tarihli kararına atıfta bulunularak, İtalyan Hükümetine sorunun çözümüne ilişkin girişimde bulunma çağrısı yapıldı.
İsviçre Federal Parlamentosu Ulusal Meclisi 16 Aralık 2003 tarihinde Ermeni çevrelerinin iddialarını tanıyan bir önergeyi kabul etti.
Slovakya Ulusal Meclisinde ise 30 Kasım 2004 tarihinde "Slovakya Ulusal Meclisi, 1915 yılında Osmanlılar tarafından girişilen Ermeni soykırımını tanır ve bunun insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu kabul eder" şeklinde bir bildiri benimsendi.
Hollanda Temsilciler Meclisi'nin 21 Aralık 2004 tarihinde yapılan oturumunda, "Hollanda Hükümetini Türkiye ile yürütülecek kültürel ve siyasi diyalog çerçevesinde Türkiye'nin Ermeni Soykırımını tanıması konusunu sürekli gündeme getirmesini" talep eden bir önerge kabul edildi.
Polonya Parlamentosu, 19 Nisan 2005 tarihinde, Ermeni çevrelerinin iddiaları paralelinde bir kararı kabul etti. Kararda, Ermeni iddiaları paralelinde ifadeye yer verildi ve 1915 olayları mağdurlarının "saygıyla anıldığı"’ kaydedildi.
Federal Almanya Parlamentosu 16 Haziran 2005 tarihinde Ermeni iddialarına ilişkin karar metnini kabul etti. Kararda, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi gerektiğine de vurgu yapıldı.
Venezuela Ulusal Meclisi 14 Temmuz 2005 tarihinde kabul ettiği kararda Ermeni iddiaları paralelinde görüşlere yer verildi. Kararda, bu iddialar kabul edilinceye kadar Türkiye'nin AB üyelik sürecinin askıya alınması da istendi.
Litvanya Parlamentosunun 15 Aralık 2005 tarihli kararında da Ermeni iddiaları paralelinde görüşlere yer verildi Kararda, Türkiye'ye bunu tanıma çağrısı yapıldı.
Şili Senatosu 5 Haziran 2007'de Ermeni iddialarını tanıyan tanıyan bir karar kabul etti.
KARAR TASARILARININ İÇERİKLERİ 
Değişik ülkelerin parlamentolarında kabul edilen, Ermeni iddialarına ilişkin kararlar içerik yönünden 6 grupta değerlendiriliyor.
Birinci grupta Türkiye ve Osmanlı Devleti ismini kullanmadan 1915 olaylarını "soykırım" olarak değerlendiren ülkeler yer alıyor. Uruguay, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Polonya (Türkiye'deki Ermenilerin soykırıma uğradığı ifadesine yer veriliyor, ancak soykırımı kimin yaptığına ilişkin karar metninde bir ifade yer almıyor) ve Venezuela (Ermeni halkına karşı 'Genç Türk' rejimi ve onun 'Pantürkizm' ideolojisi tarafından işlenen soykırım ifadesine yer veriliyor, ancak Osmanlı Devleti veya Türkiye'ye bir atıfta bulunulmuyor) bu grupta yer almakta.
İkinci grupta "soykırım" suçundan dolayı Türkiye'nin sorumlu tutulamayacağının yer aldığı parlamento kararları bulunuyor. Avrupa Parlamentosu'nun 1987 kararı bu grupta değerlendiriliyor.
Üçüncü grupta 1915 olaylarından Osmanlı yönetimini sorumlu tutan ülkeler yer alıyor. Bu çerçevede alınan kararlar Belçika, İsveç, İsviçre, Slovakya, Almanya ve Litvanya'da.
Dördüncü grupta 1915 olaylarından açıkça Türkleri sorumlu tutarak Türkiye'nin sorumluluğuna atıfta bulunan Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan yer alıyor.
Beşinci grupta Ermeni iddialarına konu olayların 1915-1923 döneminde yaşanmış göstererek dolaylı olarak Osmanlı Devleti ile birlikte Türkiye'ye de suçlama yönelten ülkeler yer alıyor. Arjantin (2003), Rusya, Lübnan ve Şili bu grupta sıralanıyor.
Altıncı grupta 1915 olaylarının konu edildiği iddialara Ermeniler dışında Asuri/Süryani/Keldanilere ve Pontus Rumları gibi Anadolu'daki diğer Hıristiyan halkları içine alacak şekilde genişleten İsveç Parlamentosu (2010) yer alıyor. Kararın bu şekilde çıkmasında ülkede yaşayan Süryani ve Rum diasporasının etkili olduğu biliniyor.

kaynak:Dünya Bülteni/Haber Merkezi


  • Google'a kaydet

19 Aralık 2011 Pazartesi

Dallama Fransızlar


fransayı incelemeye fransa cumhurbaşkanı baş dallama nicolas sarkozy'i yakın plana alarak devam ediyoruz. Fransaya gidip gelen veya orayla bir bağı olanların duyduğu, söylediği bir tanım vardır. Dallama fransızlar. Dallama fransıza verilecek en iyi örneklerden biride sarkozydir. Dallama fransızı yazarak anlatmak zor ama siz onu gördüğünüz için somutlaştırıyorsunuz.

Türkiyeden görünen sarkozy profili kesin çizgilerle ayrılamıyor. Halkın büyük kesmi sarkozynin bir küstah olduğunu, çıkarları için uydurma söylemlerde bulunuduğunu düşünüyor. Benim gibi avrupa birliğine sıcak bakmayan kesim ise sadece avrupa birliği konusundaki söylemlerinde, diğer avrupalı mevkidaşları veya selefi chirac gibi ikiyüzlü bir tavır sergilemediğinden dolayı kendisinden hazzetmesekte bizi boş işlerle uğraştırmadığı için iyi bakıyoruz. Ulus olarak birleştiğimiz nokta ise sarkozynin tam bir dallama olduğu.

Sarkozynin yaşam öyküsüne kısa bir bakış attığımızda kendisinin 1955 yılında doğduğunu annesinin babasının osmanlılarca endülüsten kurtulan seferad yahudilerine dayandığını ve babasının macar asıllı olduğunu görüyoruz. Evet bu adam kraldan kralcı dediğinizi duyar gibiyim. Lakin sarkozy büyükbabasının yanında fransa sevgisi ile büyümüş.devlet lisesinde sınıfta kalınca kapağı kilise okuluna atmış ve papa 2. john paulden ilhamlanmış. Bu dallamanın niye Türkiyeye karşı olduğu hakkında bir fikir verir diye yazıyorum. Yazı sıkıcı bir hal alıyor bayanlar sıkılmasın diye biraz da magazin boyutuna bakalım. Sarkozy carla bruni'den önceki eşi tarafından 2006 da bunu nasıl tabir edeceğim düşünüyorum hehh başkası için sarko'ya yol veriyor. Fransızlar sarko diyor bunuda söyleyeyim kankam filan değil yani.

Siyasi hayatını her yerden okursunuz zaten. Fransa da 2002 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalan ve bunun üzerine liberte gastesinin fotoğrafının üstüne hayır manşeti ile çıktığı le pen'in ırkçı duygularını beslediği ve yer yer patlak verdiğini gözlemliyorum sarkoda.romenleri ülke dışına sürmesi aslında adolf hitlerdende ilham aldığını gösterir.Yahudilere dokunmamıştır çünkü dış politikayı amerikan dış politikasına uyumlu hale getirmeye çalışıyor.abd afganistan ırak işgallerindeki imajını düzeltmek istiyordu ve bizim bücür sarko balıklama atladı.onu da iç siyasette kullanacak, petrol getiriyom olm size havasında. Abd'nin ırak işgaline karşı çıkan fransa sonraki sarkozynin abd ziyaretinde yine sarkozynin ağzından biz dallama olduğumuzdan karşı çıktık babında laflar söylemişti zaten.

Sarko iktidara geldiği günden itibaren dış politikadan tek anladığı türkiyeydi. Gelir gelmez imtiyazlı ortaklıktan, akdeniz birliğine kadar birçok söylem yumurtaldı. Sarko bunun sebebini ise Türkiyenin asya da olduğunu söyleyerek lise de neden sınıfta kaldığını anlamlaştırdı.halbuki bahsettiği akdeniz birliğndeki sahili türkiye bulgaristan sınırı kadar ya var ya yok. sebeb açıktı Türkiye her ne kadar Fransa gibi anayasasında laik olarak tanımlanan 3-5 devletten biri olsada yine fransanın çoğunluğu katolik olduğu gibi Türkiyenin çoğunluğuda Müslümandı.sarko fransız dallamaların iç sesiydi. Cezayir soykırımının fransız ve cezayirli tarihçilerine bırakılmasını isterken kendisi asılsız ermeni iddalarının baş savunucusu olacağının farkında değildi. Farkında olmadığı daha çok örnek verebiliriz. Kaddafi fransaya çadır kurduğunda kendi eleştiren medyaya kaddafiyi diktatör olarak görmemek gerektiğini söylerken libyaya savaş açan yine sarko idi.yeni eşi bruni sarkoyu beş altı tane beyni olduğu için seviyorum demişti. Bu söylemlerin hergün farklı bir beynini kullandığının göstergesi olabilir.

Sonuç olarak biz Türkler şöyle deriz sikim kadar boyun var türlü türlü huyun var. Hatta hızımızı alamayıp götü yere yakından korkacaksın diyede uyarırız.

18 Aralık 2011 Pazar

Türk Kafası



Soykırım taciri, nicola sarkozy liderliğindeki fransa ve ne yapmaya çalıştıklarını anlamlandırmaya çalışacağız. Öncelikle fransa için küçük bir nostalji yapalım.81-95 arası cumhurbaşkanlığı yapmış mitterrand ruanda soykırımı için böyle ülkelerde soykırım önemli değil demişti. Mitterrandan sonra gelen chirac'ın Türkiye politikası yanarlı dönerliydi. Bir gün türkiye hakkında iyi şeyler söyleyen chirac öteki gün aynı konuda fikrini değiştiren bir ikiyüzlü idi. Sarkozy ise bu konuda ikiyüzlü değil
Türkiye'den gördüğümüz kadar fransa lideri sarkozy içişleri bakanlığından bugüne gelen süreçte izlediği iç ve dış siyasetinde Türkiye karşıtı söylemlerle gündeme ve iktidara gelmeye çalışıyor.


Sarkozy'nin bu konuda yapmaya çalıştığı son hamle sözde ermeni soykırımını yok diyeni cezalandırmak. 22 aralıkta görüşülecek teklif. Peki sarkozy ve çetesinin amacı ne diye soracak olursak bir çok cevap bulabiliriz. Sarkozy 7 ekim 2011'de ermenistana yaptığı ziyarette bu teklifi yasalaştırabileceklerini ve papağan gibi tekrarladığı Türkiyeyi avrupa birliğinde görmek istemiyoruz söylemlerini dile getirdi. Fransaya gidincede ermeni diasporasına verdiği sözü yerine getirmek için harekata geçti. Bunun en önemli sebebi sarkozy daha önce girdiği seçimlerde bu söylemlerle destekçi buldu ve şeçimleri kazandı. Diğer sebeblerinden biri de ermenistanda kurulacak veya yenilenecek nükleer santrallerin ihalesini kapmak.

Türkiyenin bu konudaki tutumuna bakacak olursak tarihten hiç ders çıkarmadığıdır. Daha önce yaşadığımız fransa ile gerilimde tepkisini tam olarak ortaya koyamayan hükümet bu kezde onlar önce kendisine baksın demekten ileri birşeyler yapması lazım. Türk halkının gösterdiği tepkinin yüzde birini hükümetin göstermemesi üzücü. Son olarak Başbakan Erdoğanın sarkozye yazdığı mektup sarkozyi için bir anlam ifade etmiyor, çünkü daha önce de aynı şeyleri duydu ve yaptığı icraatlerde de Türkiye hükümetinin pasifliğini biliyor. Bilmediği halkın tepkisi. Sayın başbakanımız Erdoğanın yazması gereken mektupları Kanuni sultan Süleyman'ın fransya yazdığı bir iki mektuptan okuyup ilham alsa çok fazla etkili olacağı kesindir.

Peki hükümetin yapması gereken nedir? Önümüzdeki dört günde mektupta söylediği konuları oradaki elçilerimiz kanalı ile somutlaştırmaktır.mesala tarihle yüzleş demek yerine bizde asalanın 80'lerde yaptığı olaylarla onları yüzleştirelim.Türk siyasi aktörleri ise, Bu konun felakete yol açabileceği bilen bir çok fransız akil adamı var ve bunları dillendirmekteler, bunlarla temasa geçerek içeriden baskı oluşturmalıdır. Bu akil adamları konu hakkında bilgilendirerek fransız halkına yazı ve yorumları ile olayı anlatmaları istenmelidir. Fransa da bulunan gurbetçilerimiz hemen organize edilerek protesto gösterileri yapılmalıdır ve bu organize yapının güçlenmesi yaşaması için devlet kurumlarına büyük iş düşmektedir. Türk halkı ve sivil toplum kuruluşlarına düşen görev ise 23 aralıkta sokağa dökülüp protesto etmek bir işe yaramayacağını bilmeli. Çünkü Fransa anayasasında önceden denetim vardır teklif kabul edilirse geri dönüş imkansıza yakındır.


Haydi Türkiye ayağa kalk ve hadsizlere haddini bildir. Inatçı türk kafasının ne anlama geldiğini onlara göster. Bunu hep beraber, hep birlilte başarabiliriz.

17 Aralık 2011 Cumartesi

VATAN MİLLET SAKARYA




Sakarya mttb'nin düzenlediği sivil anayasa konulu panele katıldım. ak parti adına üniversiteler başkanı enes şişman, has parti adına şamil tekir, saadet partisi gik üyesi cemalettin duran, ülkü ocaklarını temsilen dr. selçuk ural, bbp adına katılan arkadaşın adını hatırlamıyorum. Chp'nin ise davete icap etmediğini öğrendik.

Ak partili şişman ilk on dakikalık konuşma süresinde top çevirdi hatta anayasa ile ilgili konuda 10 dakikayı dolduramadı.ikinci bölümdede ne anayasa yapımı hakkında nede ne yapacakları hakkında birşey söylemedi. Ayrıca masa da önünde pc ile oturan tek konuşmacı olarak olm biz çok zenginiz intibası vermekten kaçınmadı. Bbp adına katılan arkadaş 10 dakikalık konuşma süresinin yarısını kullandı. Ikinci tura hızlı girdi arka arkaya ne yapılması gerektiğini, ne istediklerini anlatmaya başladı ama kesik kesik ve vurgulama,tonlama hataları anlattıklarının gölgesinde kaldı. Has partili temsilci hukukcu olmasının verdiği avantajı iyi kullandı gerek konuşması gerekse istekleri sıralamasıyla panelin en başarılı katılımcısıydı. Saadet partili temsilci de genç bir arkadaştı. Anayasa konusunda daha yeni bir şuraa düzenlediklerini söyleyince heyecanlandım lakin dedikleri birbirine girdi.heyecanına yenik düştü. Çok fazla anayasa yaptık, yeni anayasa gerek derken. Dünyanın en iyi anayasası olarak kabul edilen (anayasa hukukçuları açısından diyorum) abd anayasası istikrarı ile bu özelliği aldığından bir haberdi. Isteklerini anlattı tabi, gençler üzerinde durması ve salonun gençlerden oluşması güzel bir tercihti. Salonun en renkli siması selçuk ural'dı oda benim gibi hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Biraz adayların söylemlerini eleştirerek renk kattı. Ben tarihçiyim vurgusu ile işin uzmanlarına saygısını belirtmesi güzel ayrıntılardı. Konuşmasındaki diğer bir vurguladığı faşizmle milliyetçiliğin aynı şey olmadığını söylemesiydi. Bu konu milliyetçi kesim için çok büyük problem bu önyargı kırılmalı. Hatta bu konu hakkında bütün teşkilat çalışmalar yapmalı. Anayasa hakkındaki kırmızı çizgilere vurgu yaptı. Daha sonra mttb sekreteri mttb'nin görüşlerini açıkladı. Yeniden açılan mttb abilerimizden duyduğumuz,okuduğumuz çizgiden çok uzak. Özellikle milli ve türk kelimelerine hitap etmiyor. Keşke panoda yazdığı gibi sakarya üniversiteli talebe birliği olarak adlarını değiştirseler. Bunu açıkladıkları anayasa bildirisinden çıkardım.

Panelin yapılış amacı iş olsun torba dolsun mantığındaydı. Anayasa hususu toplam konuşmacı başı 15 dakikiya sığdırılmaya çalışıldı.gerçi 15 dakikayı dolduran konuşmacıda yoktu. Soru cevap yoktu bu yüzden panelde diyemeyiz aslında. Her grubun kendisi ile gelen destekçileri kendi adayını çoşkuyla alkışladı. Ben has partinin temsilcisini alkışladım güzel konuştu hakkını yemeyelim, hemde şakşakcısı azdı.

Her ne kadar benim için verimsiz bir panel olsada mttb'nin bunu düşünüp hayata geçirmesi güzeldi. Hiç yoktan milliyetçi-muhafazakar dediğimiz ülkemizin yüzde 70'ini temsil eden kitle ordaydı. Istediğimiz zaman aynı masanın etrafında oturup farklı cümlelerle aynı şeyleri söylebileceğimizi gördük. Ak parti hariç çünkü onun temsilcisi hiçbir şey söylemedi. Bizi bir araya getiren, getirmeye çalışan mttb'yi kutluyorum. Inşallah daha iyi şartlar da daha güzel birliktelikler görürüz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Kutlu davamız da kardeşliğimizi daim etsin.amin. 

14 Ekim 2011 Cuma

Yeni bırakanlar için aşk


koşarak nette ilişki durumu değiştirme...
yapmasamıydım cebelleşmesi...
boş ver komik video ve hareketli şarkılar paylaş durumu...
yatış...
bir anda başlayan çılgın hüzün sağnağı...
ciğerlerin dört mevsimi yaşaması...
kafanın üzerinde 'yani bir daha olmayacak mı' baloncuğu...
o değilde sesini özledim çığlığı...
sabah kalkınca bir eksiklik...
onun görmediği bir yerden ona bakma isteği...
-net,mesaj, arama, ortak arkadaşlar-
bana birşey olmaz tribi ve yalanı...
deprem enkazından kalbin kimse yok mu feryadı...
çalan telefonu başkasının araması sorunsalı...
gelen mesajın bilgi mesajı olmasına küfür...
nette duygusala bağlama....
şehrin bilumum yerleri...
o artık yok dediğinde çıkan şarkı...
her gördüğünü ona benzetme tribi...
her gördüğünü onla karşılaştırma....
'o'da böyle yapardı eşiği...
'marka' kokunun çakmaları...
çakma da olsa burun deliğinden kalbe inen hüzün...
gecenin hüznü...
yarım kalan içki...
dökül, dökül, dökül...
telefona sarıl, sarıl, sarıl,
.....sistem hatası.....
maksimum işkence...

ve sonunda jetonun düşmesi:

yeni başlayanlar için Aşk...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Türk erkeğinin içindeki mühendis


her şey bir yıl önce tüpcünün evde yıldız ve tornavidayı unutması ile başladı. Tüpçü tekrar almaya gelmedi bense getirdiği poşetin içine koyup bir ara veririm diye düşündüm. Tekrar karşılaştığımızda tüpçülü bırakmıştı ve artık onlara gerek olmadığını söyledi. Bende eski bir tüpçü olarak doğalgaza yenilmiş adamın hüznünü iyi bildiğimden üstelemedim konuyu.

Saçlarımdan uzun olan sakallarımı kırpmak için makinamı kutusundan çıkardım. Sakallarımın arasında gezdirirken bir acaiplik vardı sakallarımı cımbız misali çekiyordu.faullere geldiğimde ortayı bir tren yolu gibi bırakınca makinayı fişten çektim. Bu işte bir yanlışlık vardı. Bu yanlışlığı nasıl düzeltmem lazımdı. Teknik servise göndersem diye düşündüm altı astarı 25 liraya aldığım bir makinaydı şimdi fişini bul servise götür-getir derken ohoho ne gerek vardı üstelik teknik servislerin bir özelliği vardı 'kullanıcı hatası' mottosu kıllandırdı. Hem onu demeseler bunun kutusu nerde diye sorarlar. Bu düşünceler içimden geçerken tüpçünün unuttuğu yıldız ve tornavida göz kırptı sanki. Içimdeki mühendis uyandı ve yaparım olm ben bunu dedim. Çıkardığım iki vidadan sonra olayın derinliğine inmem gerektiğini düşünüp alayını söktüm. Altı astarı el kadar makina ne olacak ulen diyen içimdeki destekçi ile bıçağının, aç-kapa dümesinin ve akım şemasını anlamaya çalıştım. Artık parçaları filan böyle güzelce sildikten sonra yerleştirdim. Tam son parçaları girip vidalayacam telefon çaldı. Neyse telefon muhabbeti bittikten sonra makinyı tekrar düzdüm fişe taktım çalışıyordu hemde eskisinden daha canavar yüzümde bir gezdirdim heralde kısaldı diye almıyor diye düşünürken kolumda bir gezdirdim. Sonuç kesmiyordu.hemen önceki yıllardaki tamirlerim denk geldi,açıp tekrar kapatamadığım tvler, yaparım dediğim ama yapamadığım radyolar filan yine mi aynı problemle karşılaştım yine mi hüsran ulen derken biraz önceki telefon konuşmam geldi aklıma evet onun yüzündendi bir parçayı veya bıçağı yanlış takmış olmalıydım. Zaten eski tamirlerimde de tam yapacakken ya misafir gelirdi ya başka bir iş çıkardı yada sıçasım gelirdi. Yoksa yapardım. Neyse tekrar söktüm içindeki kauçuk bıçakla vida arasındaki elektirik bağlantısını engelliyormuş hallettim. Çalıştırdım kesmeye başladı.

Her türk erkeğinin içinde ortaya çıkmaya hazır potansiyel bir mühendis var. Bunu ne kadar bastırsakta birgün patlak veriyor. Bu 'ben yaparımcı' tavrımız yüzünden bol bol iflas ediyoruz. Kervan yolda düzülür mantığında olduğumuz için balıklama dalıyoruz her işe. Aşklarımız bile böyle bir kadının kalbine inmeye çalışıyoruz mesala, iniyoruz bazen yapıyoruz, bazen söküyoruz, bazen de söküp tekrar takamayacağımızı anladığımızda da arkamıza bakmadan kaçıyoruz.

9 Ekim 2011 Pazar

Koşarak bir nuri girdi odaya


               

Boş ver sophie ya unutalım herşeyi ya yok olalım yokluğumuzda ya bir destan yazalım yada bebişlerimize senfoni söyleyelim birlikte ya olmazımız olsun herşey yada yaşanmış sayalım herşey. Bilir misin sophie sesin bile iyi geliyor yaralarıma. Sanki 3 kulhu bir elham okumuş gibi...
Bilir misin sophie sadece sesin bile yetiyor dünyayı yakmaya içimdeki bir isyan patlıyor uluslararası hukuk kurallarının geçersiz olduğu. Isyanımı bastıran tek şey uyku.

Biliyor musun sophie bu pazar sabahı bütün sofistler çay içip aşkımızı konuşuyor olimposta. Sokrat mesala çok düzgün peynir kestiğimden dem vuruyor. Aristo çayı da iyi demlediğimi söylüyor. Sanki aşkımız üstüne sinerji yapıyorlar. Sanki herşey bizi mutlu etmek için tasarlanmış gökten oluk oluk papatyalar yağıyor sen ellerini açmıssın sophie ve ben seni tutamadığın papatyalar kadar seviyorum. Neşem yerinde Serbest çağırışımlar yapıyorum kendimce sağa sola göndermelerde bulunuyorum. Küçük siyahi tenli bir kız elinde bir papatyayla sana geliyor sophie ve siz seviyor sevmiyor oynuyorsunuz. Sapının sayılıp sayılmayacağı konusunda epikürle heraklitos derinu bir tartışmaya giriyorlar. Zeus mu eros'un mu bu hakem olacağına kim daha iyi omlet yaparsa o karar verecek.

Fazıl say piyanosunu tıngırdatıyor, müslüm baba 'dance me to the and of love' diye bir şarkı söylüyor. Uzaktan sarışın kahverengi bir ufaklık, siyahi tenli kızla tango yapmaya çalışıyor. Kız ise halay çekmekte ısrarcı. Sarışın yeşil gözlü kürt kökenli olduğunu söyleyen ufaklığın babası sırt kıllarımı kendisine bağışlamamı istiyor. Kızıyorsun benim ooooo diyerek. Taş ve molotoflarla kovalıyorum.sonra aşkımızın bölünmez bütünlüğünden bahsetmeye başlıyor devlet tayyip kılıçdaroğlu.ağzının üstüne inşaat küreğimle vuruyorum.

Herşey günlük gülistanlık değil tabi sophie, semaverin ateşini artırırken tartışmamızda ateşleniyor. En büyük sorunumuz denize ne zaman gireceğimiz. Cape towndan getirtiğin zeytin yağıyla yanmak istiyorsun güneşte bense geceye doğru girmemizi istiyorum. Hem efes kızları gelip sahilde ateş başında bizim için olimpos ateşi gösterisini yapacak diyorum. Aslında sende biliyorsun sophie sadece seni kıskanıyorum bu ehtiyar filozoflardan. Kıskancımdır bilirsin sophie sinirli asabi bir adam olurum derken bağırıyorum sevişelim iyi olan kazansın bir anda gökten papatya yağışı duruyor.

Nuri sabahın köründe su faturası 8 lira gelmiş deyip odaya dalıyor.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Aciziz sophie


Kaç şarkı daha hatırlatır yokluğunu,
kaç yarım kalan şarap unutturur yokluğunu,
kaç harf doldurur yokluğunu?

Unuttu mu sandın herşeyi,
yok mu saydı sandın herşeyi,
bilirmisin bu şehrin her yeri sensizlik dolu...

her gece yazılmış,
yaşanmış,
yapılmış mış muşlarla dolu bir hayatı yaşamak ne kadar zor bilir misin?

Yaşamak zorunda olduğum için yaşamak ve her tenhada sıkıştıran o yokluğunla boğuşmak kolay mı?

Aynı masada oturup farklı alemlerde olmak kolay mı,
kurduğumuz imparatorluğu yıkıp demokrasi ilan etmek kolay mı,

Yana çekilmiş resimlerin başka alemlere fırlatması kolay mı,
telefona elin gidip isminin üstünde saatlerce askk diye bakmak kolay mı
her taraf senle doluyken sensiziliği oynamak kolay mı
yaptığın,yazdığın,gönderdiğin ve yaşattıklarınla yaşamak kolay mı
her gece sana yazılar yazıp sabah kalktığında silmek kolay mı
her semaya ellerimi açtığımda bana dua et diyen yokluğunla dualara sarılmak kolay mı?

benden adam olmaz yokluğunda sophie
Insanların dinliyormusun sorusuna yok dinlemiyorum demek yokluğun sophie.
Sen yoksan dünyayı herkesin kafasına yıkıp dağıtmak sophie.
Sen kokusuna tüm dünyayı feda edebileceğim kadın kolay mı sanıyorsun yokluğunla terbiye edilmeyi.
Ellerinin büyük boşluğunda yaşamak ölümden beter değil mi sophie.

Beni sınama sophie ben acizim...

5 Ağustos 2011 Cuma

Türkiye de iyi gazeteci olma rehberi

Ülkemiz de gazetecilik bukalemun isimli hayvana benziyor. Haber kanallarının çoğalması ile köşelerinden ekranlara transfer oldular. Bukalemunluğun en iyi gözlemleneceği yerde buralar. Köşelerinde yazdıklarını ekranlarda inkar ediyorlar.

Iktidarın yalakası olanlar, iktidara düşman olanlar ve ortada dolanıp ne olduğu belli olmayanlar olarak gruplandırabiliriz. Bunların hepsinin anlaştığı tek konu demokrasi. Demokrasiyi ise herkes kendi açısından değerlendiriyor. Gazete de ekran da sıkışan demokrasiden dem vuruyor. Konu tıkandımı demokrasinin nimetlerinden yararlanıyorlar.

Bu ak parti döneminde kendisini liberal olarak tanımlayan gazeteciler çok prim yaptılar. Televizyonlarda özellikle vazgeçilmez konukları. Sabah akşam televizyonlardalar. Konuştukları ise, demokrasi, ileri demokrasi, özgürlük, statüko, vesayet, asker, polis, postal, darbe, baskı, andıç, sansür...vs kelimerle cümle kurabilen abiler ve ablalar çok revaçta. Bu kelimeleri cümle içinde kurmak yeterli. Entellektüel birikim veya derinlik önemli değil. Bilmeniz gereken yukarıdaki sihirli kelimeler. Bir de bu cümlelere başlamadan önce ben liberalim diyerek söze başlamakta faydalı.

Şimdi bununla ilgili cümleler kurup iyi bir gazeteci olabilirsin. Yani ülkemizde iyi bir gazeteci olmak için o iktidarın duymak istediği 10-15 kelimeyi ezberlemeniz yeterli.10 yıl öncenin revaçta kelimeleri ise, laiklik, irtica, islami terör vs idi. Bugun liberallik moda yarın muhafazakar da olabilirsin laiklikte olabilirsin yani iyi gazeteci iktidarın yanında olan gazeteci olarak algılanıyor.

Iktidarı bir market gibi düşünen ve o marketten alışveriş yapıp, promosyon almak, avantaya konmak için bunlar yapılıyor. Biz de bunun adına gazetecilik diyoruz. Dönek olmayan Gerçekten dava adamı olan gazetecilere de hangi davayı savunursa savunsun helal olsun.

2 Ağustos 2011 Salı

dış görünümün kalesi: saçlar


Insanların bu çağdaki en büyük problemlerinden biri dış görünümü. ilk intibaa önemlidir klişesi yüzünden, bir çoğumuz grand tuvalet geziyoruz. Gece yatmadan sabah ne giyeceğimizi düşünüyoruz. Sabah kalkınca güzel, yakışıklı görünmek için nerdeyse saatler öncesinden hazırlık yapıyorum. Modacılar her mevsim modayı belirleme telaşında. Mevsimin trendlerini takip etmek için bir sürü moda programı, televizyonu, dergisi var. Hangi ünlü şık, hangi ünlü rukuş tartışmaları arasında aslında bunu bununla giyeceksin yoksa çirkin olursun diyen odaklar.

Dış görünümün en önemli kalelerinden biri ise saçlarımız. Hele ki hatun kesim için en büyük eğlencelerden biri. Saçın durumundan ruh hali analizi yapan uzmanlar bile var. Benim saç olayım da aslında inişli çıkışlı bir grafiğe sahip.

Köyde ilkokula giderken, hocanın pazartesi günleri, tırnak ve saç kontrolünde bile en önemli odak noktası saçtı. Hele bit olayı insanın en önemli sınavlarından biridir. Benim bit olayım pek olmadı daha doğrusu bitlenecek saçım yoktu o devir de. Babamın elinde makasla peşime düşüp gel bak şurayı alalım derken başlayan saçımı makaslama hobisi saçlarım pek uzamasına izin vermedi. Ilkokul dörde geçince şehirdeki dükkanlardan birine abim berber dükkanı açtı. Kendisinin berberlikten anladığı yoktu ama bir usta bulup berber macerasına atıldı. O zamandan sonra babamın makaslama hobisinin sonu geldi. Ben de saçlarımın artık kökünden kazınması durumuna orman dairesinin en bilinen iki trendi olan. Alabulus ve subay traşına bıraktım.

Berber koltuğuna oturduğumda, ustanın nasıl olsun sorusuna, kökünden kazıma da nasıl olursa olsun derdim.ilköğretim altıya geçince şehir merkezindeki okulum da arkadaşların saçlarına şekil verme akımına bende kendime kaptırmıştım. Sabah kalkınca berber açıksa berber de fön değilse evde jöle, briyantinle onları özenle tarıyordum. Yedinci sınıfa yarı dönemine kadar bu trend devam ederken, doktorluk hasta olup sinüzüt olduğumu öğrenmem bu trendin sonunu getirdi diyebilirim. Sabahın köründe kalkıp soğuk suyla şekil vermeye çalıştığım saçlarım benim hastalığımı tetiklemekteydi. Zaten saçlardan dolayı en fazla şekil olmuş, yakışıklı olmuşun tarzında cümlelerden öteye gidemiyorduk. Artık saçlarımı yeni bir sınıfa başladığım da ilk bir-iki hafta bu ritüele tabi tutuyordum.

Üniversite yıllarında ise, bırak dağınık kalsın modunda geziyordum. Arada bir tarıyordum ama sürekli taramadığımdan oda pek bir halta benzemiyordu. Özel günler ve sunum gibi aktiviteler olduğunda bu kez kendim değil berbere gidip biraz uçlardan kırptırıp saçları yaptırıyordum.

Mübarek ramazanın geldiği şu günlerde yine saçlar, bırak dağınık kalsın modundaydı. Köylülerde bu saç sakal karışık durumu anlatan cümle dağdan mı indin ne bu haldir. Sanki sehirde yaşayan devlet memuruyuzda hergün kazımak lazım. Zaten benim için kıl-tüyle uğraşmak zaman kaybı demekle aynı manaya gelmeye başladı. Ramazanın da etkisiyle dedim şu saç sakalı keseyim.

Babamın hep benim ağlayarak kesmeye çalıştığı saçlarımı bu kez kendisine emanet ettim. Kesebilir misin sorusuna mna bile koyarım bakışıyla oturduk elinin altına. Sakallarımı kesmek ve şekil vermek için aldığım makina bu kez esas işlevini yerine getirmek için saçlarıma daldı. Babam keyifle süper oldu derken annem beni uzun zaman sonra saçsız görmeyi biraz yadırgadı.

Kıl-tüy benim için ergenlik yıllarım da çok önemliydi. Şimdi ise çok var yine onları babacan bir tavırla sevip okşuyorum ama eskisi gibi vakit ayırmıyorum. Neyse bu kıl tüy muhabbetini burda kapatıyorum.